"Güzel müziği ayırt edemeyen insana, eşek kulağı yakışır" Apollon

19 Aralık 2010 Pazar

Dünden Bugüne Benzetmeler: Ziya Doğan - Higuain

Bize eski efsaneleri hatırlatan, eski günlere götüren bir çok oyuncu var futbolumuzda. Bazı futbolcular oyunlarıyla, bazıları karakterleriyle, bazıları ise tipleriyle benziyorlar eski günlerimizin futbolcularına. İlk benzetmemiz 2007-2008 sezonunda Beşiktaş'a transfer olan Arjantinli forvet oyuncu Higuain'den geliyor. Şu anda futbolculuk hayatına Arjantin liginde devam eden Federico Higuain, bize Konyaspor'un teknik direktörü Ziya Doğan'ı hatırlatıyor! 1978 - 1987 senelerinde Beşiktaş'ta forvete dönük orta saha oynayan Ziya hoca, oynadığı dönemde takımıyla 2 kez şampiyonluk gördü. Ziya hocanın mücadeleci ve forvete yatkın oynadığı futbolu, çalıştırdığı takımlarda da görmeyi umuyoruz.








Bu benzetme için Sinan Yiğit'e (http://snyigit.blogspot.com/) çok teşekkür ederiz. Sizde kendi benzetmenizi bize gönderin yayınlayalım!


18 Aralık 2010 Cumartesi

Yiğidolar’la Dans: Fenerbahçe 1 - Sivasspor 0

Fenerbahçe’nin kadrosu senelerdir yarım adamlarla dolu. Gökhan ileriye çok katkı sağlıyor ama orta yapamıyor, Dia müthiş adam geçiyor ama şut çekemiyor, Guiza pozisyona giriyor ama son vuruş yapamıyor, Cristian sağlam defans yapıyor ama öne oynayamıyor, Alex çok gol atıyor ve attırıyor ama mücadele etmiyor… Fenerbahçe birinci devrenin tamamında güzel ama tuzsuz bir yemek tadını veriyor taraftarlarına.

Maçtan önce Trabzon, Kayseri ve Bursaspor’un kazanmasıyla üç büyüklerin üstüne çok ağır bir yük binmiş oldu. Özellikle ezeli rakipleri kadar lige havlu atmayan Fenerbahçe açısından bu yükün çok daha fazla olduğunu maçın başında gördük. Fenerbahçe en son kendi sahasında oynadığı Galatasaray derbisinde bu kadar baskı görmüştü. Oyuna çok tutuk ve korkak başlayan Fenerbahçeli oyuncular, Dia’nın etkili oyunuyla topu ileriye taşıyıp, rakip sahada oyunu kabul ettirmeyi başardılar. Fakat Fenerbahçe açısından bu sefer farklı olan şey kanatlardan ve ortadan gelen pozisyonları bulamamalarıydı. Karambol pozisyonları dışında gol denemelerinin hepsi uzaktan şut ve duran toplardan geldi. Fenerbahçe’nin burda çektiği en büyük sıkıntı ise duran toplardan en iyi gol atan iki oyuncusu Lugano ve Semih’in kenarda oturuyor olmasıydı. İkinci yarı baskı kurmasına rağmen özellikle Niang’ın etkisiz performansından dolayı çok fazla top kayıpları yapan Fener, Alex’in bireysel olarak kazandığı frikikten golü de yakaladı. Aykut hoca 60. dakikada Stoch-Dia ve Semih-Gökay değişiklikleriyle geç de olsa doğru sisteme geçti diyebiliriz. Fakat Semih çıktıktan sonra sol açıkta oynattığı Niang yerine o kanatta Dia çok daha başarılı olabilirdi. Ligin ikinci devresinde Aykut hoca mutlaka Stoch ve Dia ikilisini aynı anda oynatma formülünü bulmalı. Uzaktan şutlara bakarsak Cristian ve Mehmet Topuz PES’de şut tuşunun yerini karıştırmış bir oyuncuya benziyorlardı. Futbolcuların kendine güvenleri kendi kapasitelerinin bilincini unutturmamalı.

Maça Sivasspor açısından bakarsak Rıza hocanın takımın başına geçmesiyle daha dirençli bir futbol oynuyorlar. Son 4 maçlarında puan ve puanlar alarak küme düşme hattından çıkma yolunda ilerleyerek iyi bir çıkış yakaladı diyebiliriz. Geçen hafta oynanan Ankaragücü maçı gibi Rıza hoca da ilk onbirini mümkün olduğunca genç ve mücadeleci oyunculardan kurdu. Ceyhun Eriş'in kenarda ve Mehmet Yıldız’ın cezalı olması nedeniyle forvet bir tek Mehmet Nas’a kalmış oldu. Önceki maçlarda Emenike ve Sestak gibi isimler Fenerbahçe savunmasını zorlarken bu sefer defansı zorlayacak bir oyuncu yoktu. Maç boyunca çok sert oynayıp Fenerbahçe’nin forvetlerinin etkisiz oyunlarında büyük pay sahibi olan Sivas savunması genel anlamda başarılıydı diyebiliriz. Özellikle Rıza hocanın gelişiyle Sivasspor alışılmış bir Anadolu futbolu oynamakda.

Fenerbahçe’de Santos – Caner ve Lugano – Bekir değişiklikleri radikal kararlar olarak görülebilir. Caner son haftalarda takıma zarar veren oyunuyla kötünün iyisi Santos’a şans vermiş oldu. Fakat kelebek etkisi gibi, yabancı kontenjanından dolayı Lugano’yu kesti. Bekir’in yaptığı hatalardan faydalanacak bir Sivas forveti olsa herşey çok farklı olabilirdi. Fenerbahçe ilk yarıyı berabere ya da mağlup bitirdiği bir maçtan ilk defa 3 puan almayı başardı. Kullandığı 12 kornerden faydalanamayan Fenerbahçe, Alex’in bireysel becerisiyle şampiyonluk yarışında başka bir gün savaşabilmek için hayatta kalmayı başardı.

15 Aralık 2010 Çarşamba

“TAKIM" ANALOJİLERİ - 3 : YEMEK DAVETİ




Evinizde bir yemek daveti vereceksiniz, işe nereden başlarsınız ve nasıl bir süreç izlersiniz ?

Önce, beyinsel faaliyet göstererek, ön tasarımlarda bulunmanız gerekir. Eviniz, yemek masanız, mutfağınızın imkanları en çok kaç kişiyi davet etmenize müsait, kimleri davet edeceksiniz, sizin ve davetlileriniz için en uygun gün ve saat hangisi v.b...

Sonra sıra menünüzü tasarlamanıza gelecek. Bir yemek davetinde bütün davetliler memnun edecek bir menü oluşturmak elbet kolay değildir. Kimisi, balık ve tavuk yemez, kimisi kırmızı et.

Davetlilerin belirli bir kültür seviyesinden olması işinizi bir hayli kolaylaştırır.

Ayrıca, ekonomik durumunuza uygun davranmanız lazım. Bu davet için harcayabileceğiniz en fazla meblağı tesbit ettikten sonra, misafirlerinize bu kapsamda neler ikram edeceğinizi düşmelisiniz. 

Tasarımınızda davetin kimliği çok önemli.

Her kimliğin olmazsa olmazları var. İftar sofrası ise, zeytin, çobra, ramazan pidesi şart ; rakı sofrasında da elbet rakı. Öte yandan kimliklerin alt açılımları da var. Örneğin rakı sofrası İstanbul usulü mü olacak, Adana usulü mü ? İstanbul usulü ise, francala, peyaz peynir, kavun, roka, pilaki, balık şart ; Adana usulünde ise, lavaş, gavurdağı salatası, acılı ezme, çiğ köfte, kebap olmazsa olmazlardan.

Başarılı bir menü için, seçimleriniz, bir bütünlüğün içinde birbirlerine uygun çeşitlerden oluşmalıdır.

Yani, giriş, geçiş ve sonuç ikramlarınız, hem kendi aralarında, hem de takibedecek ikramlarınızla uyumlu olmalıdır.

Menünüzü tasarladıysanız, şimdi alış veriş listenizi hazırlamalısınız. 

Evinizde yeterli miktarlarda bulunan malzemeleri almanıza gerek yok tabii. Ama yeterli olmayanları desteklemeniz, hiç bulunmayanları da ihtiyacınız kadar satın almanız lazım. Alışverişi bizzat yapmalısınız ki, hem tasarımınıza uygun, hem taze, hem de hesaplı olanları seçebilesiniz. Yoksa listeyi kapıcınıza verirseniz, içinize sinmese dahi, onun getireceklerine razı olacaksınız demektir.

Malzemeleriniz tamamlandı ise, onları pişirilmeye, ya da yenilmeye hazır hale getirmek için ön hazırlıkları yapmaya başlamanız gerekiyor. En önemlisi, çürüğünü çarığını ayıklayıp ayırmaktır. Zira, en az kullanacağınız bir malzeme parçasındaki bozukluk bile, yemeğinizin kimyasını tek başına olumsuz yönde etkilemeye, lezzetini berbat etmeye muktedirdir. 

Yemek pişirmek de, önce beyinsel faaliyet gerektirir. 

Yemeğinizden en üstün lezzeti temin edebilmeniz için, hangi malzemeleri, hangi sıralama ile kullanarak, hangi sürelerde pişireceğinizi önceden tasarlamanız şarttır. Önceki tecrübeleriniz ve el beceriniz de size elbet yardımcı olacaktır. Pişirme sürecinizde, yemeğinizde tasarladığınıza nazaran eksikler bulursanız, işi oluruna bırakmak yerine, yapacağınız doğru ilaveler ve müdahalelerle durumunu iyileştirmeye çalışmalısınız.

İyi bir yemek, birbirine uyumlu malzemelerin kendi kimliklerini kaybetmeden, ama birlikte oluşturdukları kimya ile, tek tek her bir parçasından çok daha fazla lezzet sağlayan bir bütünlüktür.

Sunum ve servisiniz de, önceki hazırlıklarınız kadar önemlidir.

Sofra düzenlemenizin en gösterişli parçalardan yapılması değil ama, birbirlerine uyumlu parçalardan yapılması önemlidir.

(Şehirlerarası bir otomobil yolculuğu esnasında yeni açılmış bir benzin istasyonunun kafesinde kendine bir çay söyleyen arkadaşıma, benzin istasyonunun sahibi çayı şarap bardağında getirmiş. Arkadaşım dehşet içinde ‘bu da nesi yahu, çay bardağın yok mu !?’ diye sorunca da, patron ‘özendik işte be ağabey, güzel olmamış mı yani !?’ diye cevap vermiş.)

Yemek sırasında ikramların servisi, doğru sıralamalar ile yapılmalarının yanı sıra, yiyecek ve içeceklerin niteliklerine uygun olmalıdır. Çorba soğuk ve ara sıcaklardan sonra, ana yemek mezelerden önce sunulmamalı, zeytinyağlılar sıcak olmamalıdır. 

Yemek kültürüne sahipseniz, mevcut imkanlarınız çerçevesinde böyle özenle hazırlayacağınız bir yemek sofrası, belki dünyanın en lezzetli yemeklerinin yer aldığı bir sofra olmayabilecektir ama, her zaman davetlilerinize hoş keyifler verecektir.

Ama bu işin en iyisinin bol para gücü ile yapılabileceği düşüncesi ile gösterişli davet sofranıza, havyarın en iyisinin yanına lahmacunu, onların yanına da ızgara lüfer ile çiğ köfteyi koyar da, içmek için de en pahalı whiskey’i büyük şarap bardaklarında servis ederseniz, bunun adı …… (artık ne olur, siz söyleyin !)

“Takım” ile “taklavat” arasında da, işte böyle mühim farklar vardır.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Marsyas’ın Not Defteri 13.12.2010

Bu haftaki not defterinde maç yorumları yerine farklı bir yaklaşımda bulunacağım. Devre arasına bir hafta kala Spor Toto Süper Lig’in sıralamaları aşağı yukarı belli olmuş durumda. 3 büyüklerin hem kendi hem lig tarihinde yaşadıkları en kötü yarı sezonun değerlendirmesini uzun süredir yapıyoruz. Bir çok kere üç büyükler için sezonun Ocak ayında başliyacağını ve devre arasında doğru yapılan hamleler ve sakatlıkların azalması durumunda toparlanma ihtimallerinin olduğunu belirttim. Şirketlerde ya da hayatta kriz yönetimi ciddi anlamda ilgi ve emek ister. Yapılan planlamalar kısa dönem ve uzun dönem olarak ikiye ayrılır. Kısa dönem planlamalarında şirketler önündeki 6 ay – 1 sene içinde nakit (likidite) sıkıntılarını düzeltmek için çözümler üretirler. Blogda bir çok yazıda yönetimlerin uzun vadede neler yapmalarının gerektiğini yazdım. Bu haftaki not defterinde üç büyüklerin devre arasında yapmaları gerekenleri ele alalım:

Beşiktaş:

Beşiktaş’ın kısa dönemde cözmesi gerektiği iki tane ciddi sorun var. Birincisi sakatlıklarına bir çözüm üretmesi gerekiyor. Her sene takımlarda belirli oranda sakatlık yaşanır. Bu sakatlıklar takımın yıldız oyuncuları ya da omurgasını oluşturuyor ise puan kayıpları artar. Beşiktaş’ta yaşanan sakatlık sayısı normalin çok üstünde. Bunun tek bir nedeni olamaz. Ama, teknik kadronun antrenmanları ve sağlık ekibinin tedavilerini gözden geçirmeleri gerekiyor.

İkincisi Beşiktaş iyi oynayıp top hakimiyeti yüksek olduğu dönemlerde gol atma sıkıntısı yaşıyor. Bunun en önemli sebebi Nobre, Tabata, Nihat ve uzun süre Holosko’nun bal yapmayan arı gibi oynamalarından kaynaklanıyor. Bu oyuncuların formları çok düşük olmakla birlikte, harcadıkları ataklar yüzünden takım ileride top tutmakta zorlanıyor. Şu sıralar ülkemize gelen Fernandez ve isimleri geçen Simao ve Almeida çok yetenekli futbolcular olmakla beraber sorunsuz değiller. Fernandez yarım sezonluk takıma kiralık geldi ve satın alma opsiyonu Beşiktaş’ın elinde. Genç yaşta olan orta saha oyuncusunun CV’si malesef şanssızlıklar ve sakatlıklarla dolu. Oynadığı son 5 sezonun sadece 1 tanesinde doğru düzgün oynayıp, geri kalan 4 sezon sakatlıkları nedeniyle ortalama 12 maçta oynayabilmiş. Bu oyuncunun takıma katkı sağlayıp sağliyamayacağını anca zamanla göreceğiz. Fakat ülkemize geldiği anda bir futbol tanrısı gibi karşılanacak bir oyuncu asla değil. Guti, Quaresma, Simao, Almeida ve Fernandez iyi oyuncular. Fakat bu oyuncuları aynı anda oynatmak onları ülkemize getirmekten daha zor diyebiliriz. Quaresma geldiğinden beri sakatlıkları yüzünden 6 aydır takıma beklentinin çok altında katkısı olmuştur, takıma gelecek diğer Portekizli’lerde aynı sıkıntılar yaşanmamalı.

Beşiktaş’ın son olarak bir sağ beke ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Hilbert iyi bir sağ açık devşirme sağ bek olsada hedefinde şampiyonluk ve Avrupa’da başarı olan bir takımın sağ beki olmamalı. Takıma gerçek bir sağ bek alınıp, Hilbert belirli maçlarda sağ açık oynatılırsa çok daha verimli olacağını düşünüyorum.

Galatasaray:

Galatasaray için kısa dönem yapılacakları yazmak gerçekten çok zor. Takımın mutlak surette en az iki santrafor alması gerekiyor. Ayrıca Arda takımdan çıktığında takımın ileride top tutma sıkıntısı yaşadığını ve pozisyon üretmekde sıkıntı yaşadığını görüyoruz. Bir ofansif orta saha ve çizgide oynamayı seven bir açık oyuncusunun takıma katkıları olacaktır.

Herşeyden önce Galatasaray takımının hedefinde bir omurga oluşturmak ve gerçekçi bir sistem olmalı. Bunun için uzun dönemde yönetimin Hagi ile devam etmesi gerekiyor. Takımın omurgasını oluşturan oyuncuları bulup, onlarda ısrar edilmesi gerekiyor. Barış – Ayhan – Mustafa Sarp – Cana orta saha oyuncularından iki tanesi fazla. Bu oyunculardan ikisinin yerine ofansif orta saha oynamayı bilen oyuncular pozisyon yaratmakda faydalı olacaktır. Sabri – Aydın – Emre Çolak v.b. genç ve dinamik oyuncuların takımda kalmaları gerekiyor. Zaten kaybedilmiş şampiyonluk yarışında gelecek senenin Galatasaray’ının yaratılması gerekmektedir.

Son olarak defansta Neil’ın yanına Gökhan ve Servet’ten biri gönderilip iyi alan savunması yapmayı bilen bir stoper alınması şart. Servet ve Gökhan uzun süredir defansta fiziksel olarak yavaş kalıyorlar ve topu oyuna sokmada sorun yaşıyorlar. Defansta Hakan Balta’da belki alternatif stoper olarak kullanılabilir, ama asla bu formunda ilk onbirin sol beki değildir. Galatasaray’ın oyunun kilitlendiği zamanlarda ileriye çıkıp, rakip defansı zorlayacak beklere ihtiyacı var.

Fenerbahçe:

Fenerbahçe’nin kadrosu gerçekten çok kaliteli ve belki devre arasında takviyeye en az ihtiyacı olan takımlardan biri. Fakat blogun başlığında belirttiğimiz gibi bir zincir en zayıf halkalası kadar güçlüdür. Santos ile Aykut hocanın yaşadığı problemler tam olarak bilinmiyor. Fakat bu oyuncunun Fenerbahçe’de bir geliceği olmadığı bir gerçek. Caner alındığında Vederson’un yerine alternatif sol bek olarak alınmıştı. Aslında bir sol açık olup devşirme sol bek olan Caner maalesef Hilbert kadar bek pozisyonunda bir gelişme gösteremedi. Fenerbahçe’nin devre arasında kesinlikle defans oyununun temellerini bilen ve ters kademeye girebilen bir sol bek alması gerekiyor. Bir örnek vermek gerekirse Barcelona’da sol bek oynayan Abidal maç boyunca çok az ileriye çıkıyor ve çıkınca haybeye orta yapıp top kayıplarına sebep olmuyor. Bu arada Gökhan’ın da ortalarını ciddi anlamda geliştirmesi gerektiğini unutmayalım.

Orta saha meselesine gelince Aykut hoca Gökay gibi kumaşı iyi ve ileride takıma büyük katkılarda bulunacak bir oyuncuyla tanıştırdı bize. Maalesef aynısını Cristian için söylemek zor. Son haftalarda bir kaç maçda iyi oynasada Fener’in her maç pres yapıp oyunu çift yönlü oynayabilen bir orta saha oyuncusuna ihtiyacı var. Ali Ece abimizin Lig Radyo’da yaptığı güzel benzetmeyi örnek alırsak; Fenerbahçe’nin Nuri Bilgi Ceylan filmi sistemi yerine Kusturica filmi sistemine orta sahada ihtiyacı var.

Bursaspor ve Trabzonspor:

Timsahlar ve Karadeniz Firtınası’nın devre arası bir transfere gerek duyduklarını düşünmediğim için ayrı başlıklarla yazmıyorum. Bir tek akla gelen Bursaspor’un Makakula ayarında bir santrafor alması. Fenerbahçe’de şans bulamayan Gökhan Ünal’ın Bursa’da verimli olabileceğini düşünüyorum. Trabzonspor ise takım olarak çok iyi bir konumda. İyi olan bozulmaz derler; bu deyimin devre arası için tek geçerli olduğu takım Trabzonspor’dur.

12 Aralık 2010 Pazar

Bir Zincir En Zayıf Halkası Kadar Güçlüdür



Ankaragücü 2 – Fenerbahçe 1

Fenerbahçe deplasmanlarda kan kaybetmeye devam ediyor. Ankara deplasmanları uzun süredir Fenerbahçe’ye zor geliyor. Bunun üstüne soğuk karlı bir hava ve ateşli Ankaragücü taraftarı eklenince Fenerbahçe için mağlubiyeti de beraberinde getirdi. Fenerbahçe deplasman maçlarında sadece Konya’da galip gelerek geri kalan 5 maçının hepsinde puan kaybetmiş. Şampiyonluğa oynayan bir takım deplasmanda bu kadar puan kayıpları yaşarsa hedefinden kopmuş demektir.

Maça gelirsek gol yiyene kadar Fenerbahçe’nin çoğunlukla oyuna hakim olduğunu görüyoruz. Yaklaşık 60 dakika topla oynama oranı % 70 olan bir takımın gol atamaması aslında Fenerbahçe’nin sorunlarını anlatıyor. Ankaragücü çoğunlukla maçı kendi yarı sahasında kabul etti ve bazılarının 60’ların futbolu olarak belirlediği sistemi 60 dakika sürdürdü diyebiliriz. Bu derece kalabalık defans yapan takımlara karşı ya maçı kanatlara taşıyacaksınız ya da uzaktan şut atacaksınız. Maç boyunca Cristian, Emre ve Mehmet Topuz’un uzaktan etkisiz şutları ile birlikte Niang’ın çok şık vurduğu ve direkten dönen bir top gördük. Fener’in esas başarılı yaptığı şey özellikle Dia ile topu kanatlara taşıyıp beklerine orta yapmaları için boş alan yaratmalarıydı. Fenerbahçe genelde iyi oynamasına rağmen iki bekinin defalarca harcadığı kanat ataklarından dolayı golü bulamadı ve en sonunda direncini kaybetti diyebiliriz. Yazının başlığında belirttiğim gibi Fenerbahçe Ankara deplasmanında iyi bir zincir görünümü gösterse de maçın skorunu en zayıf halkaları olan iki beki belirledi.

Gökhan Gönül ligimizde oynayıp Avrupa’da başarı sağlayacak tek futbolcu olarak gösteriliyor. Gökhan takımı için herşeyini veridiği ve büyük çaba gösterdiği için taraftarın asla ıslıklamadığı oyunculardan. Fakat bu oyuncunun maalesef uzun süredir performansının üstüne katamadığını görüyoruz. Topu ileriye taşıyıp, sağ kanattan içeriye girerek pozisyon yaratmakta takımına katkı sağlasa da, aynı verimi yaptığı ortalardan  göremiyoruz. Caner’e dönersek takıma yarardan çok daha fazla zarar verdiğini söylemek gerek. Uzun süredir sanal ortamların dalga konusu olan Sabri’nin performansının çok daha altında bir performans sergileyen bir Caner görüyoruz sahalarda. Yaptığı her ortanın önündeki rakip oyuncuya çarptığı, kaleciye ya da auta gittiği bir sol bekin asla şampiyonluğa oynayan bir takımda ilk on birde olmaması gerekiyor. Caner’in en büyük sorunu top ayağına geldikten sonra bilinçsiz bir şekilde hamle yapmaya çalışması. Nitekim forvette takıma verdiği zarardan sonra defansta da rakibini kaçırarak ilk golün yenmesindeki payı büyükdü.

Fenerbahçe için herşey negatif değildi elbette. 45 dakika oynadığı etkili oyunu 60 dakikaya taşıması ve Dia’nın ilk on birde başlaması doğru hamlelerdi. Özellikle ilk yarıda Emre – Cristian ikilisi defansı çok iyi toparlayıp boşlukları doldurmakta çok etkiliydi. Fener etkili oyununu oynadığı dönemde gol bulamazsa yeniliyor. İlk yarıda oynadıkları oyunu ikinci yarıya da taşıyabilirse ikinci devre şampiyonluk yarışına daha fazla yaklaşacaktır.

Futbolcularının 11 aydır paralarını alamadığı Ankaragücü 7 maçdır kazanamıyordu.Ümit Özat Ankaragücü’ne geldiğinden beri oynadığı her maçda Fener’den puan almayı başardı. İlk yarıda takımı baskı yerken sakız falına baktıktan sonra kenarda rahat bir Ümit Özat izledik. Kendisi de Fenerbahçe’de sol bek oynarken yaptığı etkisiz ortalardan çok eleştirilirdi. Fakat unutmamak gerek ki Gökhan Gönül etkili ortalar yapabilse Real Madrid’de oynardı. Aynı şeyleri Caner için söylemek çok zor.