Zincirlerin en zayıf halkalarını görüp isyan etmek isteyen herkesi "Krallığımıza" bekliyoruz!
"Güzel müziği ayırt edemeyen insana, eşek kulağı yakışır" Apollon
24 Nisan 2011 Pazar
21 Nisan 2011 Perşembe
Haftanın Öne Çıkanları 21.04.2011
Bundan sonra her Cuma günü haftanın öne çıkan blog yazılarını sizinle paylaşıyoruz ! Hafta içinde o kadar yoğun oluyoruz ki bazen nasıl bittiğini bile anlayamıyoruz. Bu yoğunlukta kaçırmış olabileceğiniz ve öne çıkan yazıların en fazla 5 tanesini her Cuma günü sizinle paylaşacağız. Çok fazla blog olduğu için de önceliği daha az bilinen ve yeni açılmış bloglara vereceğiz. Her yazı kıymetlidir, sizin yazınızı bu hafta seçemediysek mutlaka haftaya paylaşırız ! Bize yardımcı olmak için Twitter’dan ya da mail yoluyla yazınızı paylaşırsanız seçilme şansınız artacaktır. İyi okumalar !
_______________________________________________________
Beton Ali Harikalar Diyarında: İsmi kadar ilginç bir blogdan çok güzel bir maç değerlendirmesi…Kaybetmek keşke hep böyle karşılanabilse !
http://betonaliharikalardiyarinda.blogspot.com/2011/04/ben-senin-kupay-alabilme-ihtimalini.html
Herşeyin Kafasını Yaşayan Site: Hayatı delice yaşamak isteyenler için çok güzel bir yazı.
http://doludusunboskonus.blogspot.com/2011/04/hayat-sana-benzer.html
Sıradan Bir Blog: Sıradan Bir Blog’dan, sıra dışı bir heykel yorumu.
http://www.siradanbirblog.com/heykel-meselesi.html
Dumansız Hava Sahası: Uzun süredir çevremde de duyduğum Kartal Yuvası sıkıntısı çok güzel yorumlanmış.
http://snyigit.wordpress.com/2011/04/17/pazarlama-ve-kartal-yuvasi/
Onyedi Mayıs 2000: Futbol yönetimlerinin dikkat etmesi gerekenleri yazan çok güzel bir eleştiri.
http://onyedimayis2000.blogspot.com/2011/04/mehmet-helvac-neden-baskan-olmamal.html
KONUK YAZAR KÖŞESİ : Mert Pırlant’dan, “İzmir’de Futbol”
Geçen haftaki konuk yazarımız Rıdvan Nicolas Erdem, bizi “Fransa’da futbola nasıl bakıldığı” konusunda aydınlatmıştı. Bu haftaki konuk yazarımız Mert Pırlant ise, ülkemizdeki bir şehrimizde, “İzmir”de futbola nasıl bakıldığı” konusunda bize ışık tutuyor. “Futbolumuzun beşiği” olduğu gerçeği maalesef giderek unutulan bu güzel şehrimizde yaşayan Mert Pırlant’ın, yürekten bağlı olduğu kulübü Göztepe üzerinden yaptığı açılımlarla “İzmir’deki futbol” hakkında verdiği değerli bilgilerin ilginizi çekeceğine ve güzel yazısını keyifle okuyacağınıza eminiz.
Mert Pırlant’a http://twitter.com/#!/MertPrlant adresinden ulaşabilirsiniz.
İZMİR’DE FUTBOL
Fevzi, Ali, Gürseller, Nerede Kaldı O Günler ?
Her insan tutacağı takımı başkalarının etkisiyle seçebilir. Fakat gönülden bağlandığı ve uğruna bir şeyler yapmak isteyeceği takımı kendi seçer. İstanbul takımları bu bağlamda tam bir maşa görevindedir. Aile ortamlarında bile, “hangi takımlısın sen ?” sorusuna alınan cevap tatmin edici olmazsa, “haydi gel sen ‘bizim’ takımlı ol !” denir. Bu yıllardır süregelen bir durum olduğu gibi, bundan sonra da mutlaka devam edecektir.
Bahsettiğim bu durumun yaşanmayacağı tek il belki de İzmir’dir. İzmir’de çocuklar doğduğu zaman İstanbul takımlarını değil, kendi semtlerinin takımlarına bağlanırlar ve o çocuklara “haydi gel sen bizim semtin takımını tut !” diyemezsiniz. Bu gerçek, Türk futbol kültürü içinde istisna olabilecek bir durumdur.
İzmir’in -neredeyse- her semtine ait bir takım vardır. Göztepe, Karşıyaka, Altay, İzmirspor ve son yıllarda Bucaspor İzmir’i temsil eden spor kulüplerinin içinde en etkili olanlardır.
Türk futbolunun bir zamanlar övünç kaynağı olan İzmir takımları, son yıllarda alt liglerde mücadele etmektedir. Zamanında Avrupa’da mücadele etmiş, Türkiye içinde kupalar, şampiyonluklar kazanmış takımlar, şimdilerde çeşitli nedenlerle alt liglere mahkum olmuş durumdalar. Bu hususta en yetkin olduğum kulüp olan Göztepe’nin, yönetimsel hatalar yüzünden amatör lige kadar düştüğünü üzüntüyle belirtmek isterim.
Özellikle bahsettiğim “semtcilik” kavramı, bu bağlamda İzmir’e köstek olmuştur diyebiliriz. En yakın örneklerden biri de, Süper Lige çıkan Bucaspor’un şehirden hiç destek görememesidir. Bucaspor’un eski teknik direktörü Samet Aybaba “İzmir’de semt sevgisi var, futbol değil” sözleriyle, durumu çok kısa süre yaşamış olmasına rağmen açıklayabiliyor. Destek denilen şeyin sadece taraftar sayısı olmadığını da söylemek istiyorum. Valisi, Belediye Başkanı, Milletvekili her takıma aynı mesafede olmayı tercih ediyor. Aksi bir durumda diğer takım yönetici ve taraftarlarından şiddetli bir tepki alacaklarının farkındalar…
“Biz kötü gününde kavgayı seçtik / Ölüm vız gelir”sloganı, amatöre kadar düşen Göztepe taraftarının sıkça söylediği bir bestedir. Görünüşte sıradan bir tribün bestesi olarak görünse de, içinde pek çok anlam barındırmaktadır. İzmir takımları alt liglerde mücadele etmesine rağmen, taraftarları hiç bir zaman takımını yalnız bırakmamıştır. Şehir her zaman futbolla olan birlikteliğini korumuştur. Şehrin futbol kültürünün bu kadar canlı olmasının etmenlerinden biri de, “İzmir Derbileri” dir. 1981 senesinde oynanan ve 80 bin taraftarın izlediği Karşıyaka – Göztepe maçı, Türkiye tarihinden öte, dünya tarihinde yerini almıştır. Bugünlere nazaran o maçta tek bir olayın bile yaşanmaması, günümüzde şiddetin ne kadar ön planda olduğunu gösteriyor.
Karşıyaka 1912′de kuruldu. Tam on üç sene sonra, 1925′te de Göztepe’miz… Onlar biz “İzmir’li değiliz, Kaf-Sin-Kaf’lıyız” diyor, plakalarına 35 ½’leri ekliyor. Biz Göztepeliler ise, “İzmirliyiz, Göztepe’liyiz” diyoruz ve “tam 35 Göztepe” diye haykırıyoruz pankartlarda.
Yıllar yılları kovaladı, ama aynı şehrin düşman kardeşleri bir türlü anlaşamadılar ortak bir noktada. Bu tarz derbilerin büyüklüğü şimdilerde oynanan futboldan öte, çıkan olayların boyutuyla değerlendirilmektedir. Sokaklarda Galatasaray ve Fenerbahçe formalı insanları yan yana görebilirsiniz ama, bu Göztepe – Karşıyaka rekabeti için asla gerçekleşemeyecek bir şeydir.
Dışarıdan, özellikle de İstanbul’dan bakıldığı zaman, tüm bu anlattıklarıma anlam veremeyen çok insan mutlaka ki olacaktır. Sürekli başarısı olmayan, herkesin izlemediği, popülerliği sadece yerel olan bir takıma gönül vermek Türkiye’de çok zor. Göztepe Süper lige çıkınca “Efsane Göztepe” başlıklarını atan gazeteler, bugün Göztepe galip geldiği haftalarda bile tek bir satır haberini yapmıyorlar. Ülkemizde güncel olmayan her şey değerini kaybediyor.
Efsane oyuncularımızdan Büyük Mehmet anlatıyor :
“Türkiye Kupası’da oynanan Ankara Demirspor maçı Mehmet Aydın’ın hayatında önemli bir yer taşıyan maçtı. İlk maçı Göztepe’miz Ankara’da 3-1 kaybetmişti. Rövanş İzmir’deydi. Maçın ilk yarısı 1-0 konuk ekibin üstünlüğüyle sona erdi. Soyunma odasına girildi. Kimse konuşmuyordu. Alsancak Stadı zemininden merdivenlerle yukarı çıkarken basamaklarda Kaptan Gürsel Aksel durdu ve geriye döndü : ‘Durun !’ dedi ve ekledi : ‘Söyleyeceklerim var !’ Arkadaşlarından çıt çıkmıyordu. Gürsel devam etti : ‘Arkadaşlar görüyorum ki, hepiniz maçı şimdiden bitirdiniz. Tatil hesapları yapıyorsunuz. K.Mehmet, B.Mehmet ve sen Çağlayan sizlere söylüyorum. Biz 7 kişi hücum oynayacağız. Siz üç kişi defans yapacaksınız. Bize neden yardım etmiyorsunuz diye sakın tepki göstermeyin’ dedi.
Takım sahaya çıktı. Göztepe’miz saldırıyor, Ankara ekibi sahasından bile çıkamıyordu. Önce Fevzi, ardından Fuji, sonra yine Fevzi üst üste golleri sıraladılar. Maç 3-1 olmuştu. Gidiyor denilen maç bir anda dönmüştü. Dakikalar 86′yı gösterdiğinde sağdan Ertan orta yaptı ve ben dördüncü golü, yani tur golünü attım. O an öyle mutluydum ki ! Sonra Bursa’yı ve finalde de Eskişehir’i yendik, Türkiye Kupası’nı kazandık. Ardından Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı Fener’i yenerek müzemize götürdük. Ama o konuşmanın bizim üzerimizde gerçekten çok büyük etkisi olmuştu.”
Bizler efsaneyi büyüklerimizden, zamanında Büyük Mehmet’in anlattığı gibi hikayelerden dinlediğimiz için, hiç bir zaman ikinci bir takım destekleme gereksiniminde bulunmadık. Bizler Göztepe’yi, Koca Kaptan Gürsel, İngiliz Nevzat, Pepi Mehmet, Bombacı Halil, Buldozer Fevzi ve daha nicelerinin anılarını dinleyerek öğrendik. Efsane kadrodan bahsetmişken, kazandıkları başarılardan bahsetmemek olmaz. Göztepe Efsane kadrosuyla 1964′ten 1971′e kadar, 5 kez Fuar Şehirleri (şimdiki adıyla UEFA), 2 kez de Kupa Galipleri olmak üzere tam 7 kez Avrupa kupalarında mücadele etti. Oynadığı 30 maçta, 10 galibiyet, 2 beraberlik, 18 yenilgi aldı. Attığı 37 gole karşılık 48 gol yedi. 2 defa Türkiye Kupasını ve 1 kez de Cumhurbaşkanlığı Kupasını kazandı. Bu zamanları yaşayamamış olan ben ve benim gibiler, büyük takımların popülerliği yerine, “Efsane Göztepe” ile övünmeyi seçtik. Bunu insanların anlamasını beklemedik ve sürekli takımımıza destek verdik.
Bu sevgiyi ufaklıktan beri yaşayan ben Mert Pırlant, bugünlerde takım sevdamı Göztepe.com yazarlığı yaparak sürdürmekteyim. Göztepe şu anda Spor Toto 2.ligde mücadelesini sürdürmektedir. Seneye Bank Asya 1.lig macerasına başlamasına kesin gözle bakıyoruz. Takımın Sportif Direktörlüğünü, herkesin yakından tanığı Ali Gültiken yapmaktadır.
Günümüz futbolunda vasıflı yönetici bulmak belki de en zor konuların başında geliyor. Fakat Ali Gültiken yaptığı transferler ve takıma kattıklarıyla, gelecek adına Göztepeliler’i sevindiren bir yönetici modeli olmayı başarmıştır. Takımımıza Tayfun Özkan, İzzet Kaya, Orhan Terzi gibi deneyimli oyuncuların katılmasını sağlamıştır.
Bu sezon Göztepe, taraftarının istediği gibi ofansif futbol oynayan, her maça galibiyet parolasıyla çıkan bir takım kurmuştur. Eleştirildiği tek nokta ise, Teknik Direktör Özcan Kızıltan’dır. Taraftarlar tarafından takıma istediği oyunu oynatmadığı gerekçesiyle, hoca konusunda hem yönetime, hem de Ali Gültiken’e büyük baskı uygulanmaktadır. Gözden kaçırılan en büyük gerçek ise, Ali Gültiken sayesinde, Göztepe’de tam 23 yıl sonra, sezona başlayan hocayla sezon sonu getirilmiştir…
“Alayına İsyan / Ölümüne Göztepe” felsefesiyle yola çıktığımız amatör maceramızdan sonra, özlenen günlere geri dönüyoruz…
Bizler gelene kadar çok çileler çektik, çok ağır yaralar aldık, ama sevdamızdan vazgeçmedik. Göztepe var olduğu sürece taraftarı yanında olacaktır. Boşuna demiyoruz “Biz kötü gününde kavgayı seçtik / Ölüm vız gelir”…
(Bu yazı için bana bloglarında yer ayıran Kırgız ailesine çok teşekkür ediyorum. Elimden geldiğince, bildiklerim doğrultusunda, Göztepe odaklı olarak İzmir futbolu hakkında bilgi vermeye çalıştım. Herkese bol galibiyetli, mutlu günler diliyorum! 
Mert PIRLANT
19 Nisan 2011 Salı
Diriliş !!! Fenerbahçe En Sonunda Beklenen Patlamayı Yaptı Mı?
Hollywood’un bize alıştırdığı her konu gibi, aksiyon filmlerinin de mutlaka uyması gereken bir hikaye akışı vardır. Hikaye her ne kadar gerçek dışı ya da gerçekçi olursa olsun, mutlaka kahramanımız amacına ulaşmadan önce dayak yemelidir. Aslına bakarsanız bu çok mantılıdır. Çünkü film boyunca beklediğimiz son dövüş 5 saniyede biterse, bütün izleyiciler protestoyla karşılaşırlar ! Kim unutabilir Steven Seagal’in bir kredi kartıyla kendisine silah doğrultmuş 4 kişiyi bir hamleyle saf dışı bıraktığını ? Ya da en mutsuz günümüzü bile kurtaran Dünya’yı Kurtaran Adam’ı ? Cüneyt üstadımız sadece bir ok atışıyla cadılar bayramı kostümleri giymiş 50 kişi saf dışı bırakır, hafif bir zıplayışla kale duvarlarını aşar, bir bakışla bizi mest eder ! Hiç şüphesiz bu konuda en iyi örnek Rocky filmleri olacaktır. Her filmde ciddi anlamda dayak yiyip karşılaşmayı kaybetmek üzereyken, son anda gücünü toplayıp ayağa kalkar ve şampiyonluğu kazanır. Fenerbahçe bu sezon böyle bir klasik aksiyon hikayesini andırıyor . Bu haftaki takım değerlendirmelerimizde konumuz Fenerbahçe. Gelin sakin sakin fikirlerimizi paylaşarak, F.bahçe’nin bu sezonki performansını değerlendirelim.
Yerli Teknik Direktör Farkı
Futbol gittikçe evrensel bir oyun olmaya başladı. Artık bırakın kulüp takımlarını, milli takımlar bile farklı memleketlerde doğmuş futbolculardan kurulu oluyor. Fakat bu, her ülkeden gelen bir teknik direktörün her yerde başarılı olabileceği anlamına gelmez. Ülkemize gelen, büyük umutlar bağladığımız yabancı hocaların hemen hepsinin, benzer nedenlerden başarısız olduğunu görüyoruz.
Öncelikle insan ilişkileri, futbolcularımız ve ülkemiz için çok önemli. Taktik açısından her ne kadar mükemmel bir hoca olsanız da, insan ilişkileriniz kötü oldu mu, sonunuz Aragones, Rijkaard, Schuster ve Del Bosque gibilerinden farklı olmuyor. Bu teknik direktörlerin başarısızlıklarında, yönetimlerin de yeterli destek vermedikleri için payı büyük, ama hepsinde ortak özellik olarak yüksek ego ve yetersiz insan ilişkilerini görüyoruz. Mourinho’yu şu anda en iyi teknik direktör yapan unsur insan ilişkileri (kendi takımıyla tabii) ve teknik bilgisinin üst düzeyde olmasıdır. Yönettikleri takımlara Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali yaşatan Zico ve Lucescu’nun, aynı zamanda insan ilişkileri konusunda çok başarılı olmaları bir tesadüf değildir.
Bu düşünceden devam edersek, sezon başında Aykut Kocaman’ın takımın başına gelişi, Fenerbahçe'nin Zico’dan beri insan ilişkilerinde en başarılı hocalardan birine sahip olmasına neden oldu. İlk yarıda herşey Fenerbahçe için kötü giderken bile, ona destek olmanın ne kadar doğru olduğunu şimdi görüyoruz. Herşeyden önce Aykut Hoca, her ne kadar saha dışında şov yapanlara alışmışlara soğuk ve durgun gelse de, oyuncularıyla en iyi geçinen hocalardandır. Bunun en basit örneğini, alehine konuşan Santos ile sorunların hepsini çözüp, takımdan ayrılma noktasına gelen bir oyuncudan tekrardan ilk onbir oyuncusu yaratmasıdır. Aykut Hoca aynı zamanda egosu şişkin biri değil. Yaptığı hataları kabul edip onlardan ders çıkarmaya çalışan biri olmakla birlikte, başarıya da aç bir teknik adam. Oyuncu transfer edilirken hep başarıya aç ve istekli futbolcular alınmalı diyoruz ; bu felsefeyi aynı anlamda teknik adam seçiminde de kullanırsak çok daha başarılı olacağımızı düşünüyorum.
Dilerseniz spor yazarlarının Fenerbahçe hakkında yazdıklarına bir göz atalım :
_____________________________________________________________
Gürcan Bilgiç
Fenerbahçe'nin kolayı zora döndüren formülleri var. Beklerini hücuma sokması, duran toplardaki setleri, tecrübeli oyuncularının sorumluluk alması. Ama hepsine baskın olan özelliği Alex elbette.
http://www.sporyazarlari.com/ffutbol/fenerbahce/gurcan-bilgic/17-04-2011/mutlulugun-resmi/335561.aspx
Altan Tanrıkulu
FENERBAHÇE’yi geçen yıldan farklı kılan en büyük özelliği neydi ? Hızlı ve dikine oynayan futbolcuların çoğalması.. Niang gibi.. Dia gibi.. Stoch gibi...
Bu üç oyuncunun aynı anda olmaması, takım ne kadar istekli ve baskılı oynarsa oynasın, bir maçı akıllara getiriyor hep... Geçen yıl şampiyonluğun kaçtığı Trabzonspor maçını.. Stoch hem çabuk adam eksilten hem de rakibe baskı yapan bir oyuncu.. Dia çok çabuk ve sıfıra inerek çok tehlikeli oluyor.. Fenerbahçe bu oyuncularla başlasa, hem Bursaspor hem de Gaziantepspor’u daha erken çözebilirdi.. Bu kadar baskılı oynayan ve golü bulamayan F.Bahçe’de, Aykut Kocaman’la sezon başından beri bu oyun tarzı yüzünden ters düşüyoruz.. Ama bu takımı ayağa kaldırıp şampiyonluk potasına sokan da, sabırla dünkü maçı yöneten de o.. O yüzden tercihlerine saygı duymak kalıyor bize..
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/17568081.asp
Halil Özer
Ben son 10 yıldır her şeyini bu kadar ortaya koyan bir Fenerbahçe hiç hatırlamıyorum. Genelde yavaş, dirençsiz ve sadece yıldızlarını bekleyen Fenerbahçe DNA’sına aykırı bir durum bu. Yani tamamen her şeye aykırı bir Fenerbahçe. O yüzden ligin devre arasında Antalya’da her ne yaşandıysa oradaki olay bir tez olarak ortaya koyulmalı. Bu kolay elde edebilecek görüntü değil. Ligin ikinci yarısından itibaren sadece bir beraberlik alıp diğer tüm maçları kazanmak bugün Türkiye’de hiçbir takımın yapabileceği bir iş değil.
http://www.sporyazarlari.com/ffutbol/futbol-genel/halil-ozer/17-04-2011/aykiri-fenerbahce/335683.aspx
Ridvan Dilmen
Fenerbahçe'nin defansı hatasız oynuyor. Herkes görevini iyi yapıyor.
Gökhan Gönül mükemmel bir sezon geçiriyor. Fenerbahçe aslında dolu dolu oynamayarak ama doğru oynayarak kazandı. Galip gelmesi gereken bir maçı aldı.
Fenerbahçe ligin ilk yarısında kırılgan bir yapıdaydı.
Sarı-lacivertliler ligin en organize olan, sahaya en iyi yayılan takımı.
Geriye düşse bile panik yapmıyor, üstesinden geliyor.
Fenerbahçe camiası uzun zamandır yapmadığı bir şey yapıyor. Ligin ilk yarısında 9 puan gerisinde kalmasına rağmen takıma inandı, destekledi. Geçen hafta Bursa ile berabere kalmış takıma da destek verdiler.
Bu pozitif düşünce böyle galibiyetleri getirir.
http://www.sporyazarlari.com/ffutbol/fenerbahce/ridvan-dilmen/10-04-2011/dolu-dolu-degil-dogru-oynadi/333162.aspx
__________________________________________________________
Futbolcu İstikrarı:
Bir takımın motivasyonu ve istikrarı en önemli unsurlardan biridir. Bunları sağlamak için de oyuncuların birlikte oynamaya alışmaları gerekiyor. Barcelona’nın şu andaki başarısının en büyük nedeni ilk onbirde oynayan oyuncuların yarısından fazlasının uzun süredir birlikte oynamasıdır. Fenerbahçe son 8 senedir (2008-09 sezonu hariç) hep şampiyonluk yarışının içinde oluyor. Bu sezonlar içinde ya birinci, ya ikinci bitirmiş ligi. Burada elbette Alex faktörü çok önemli, ama takımın omurgasını oluşturan oyuncuların uzun süredir birlikte oynaması da büyük bir etken. Gökhan Gönül, Mehmet Topuz, Emre, Alex, Lugano, Santos ve Volkan en az iki senedir birlikte oynuyorlar. Normalde iki sene uzun bir süre değildir, ama büyük takımlarımızın yönetimlerinin bizi getirdiği noktada iki sene bile çok uzun bir süre oluyor. Artık Fenerbahçe her maçta Alex’in şapkadan tavşan çıkarmasını beklemiyor. Tüm takım sanki sezonun son maçıymış gibi 14 maçtır canla başla oynuyor ve taraftarını memnun ediyor. Bir takım kötü oynayabilir, ama asla kötü mücadele etmeye hakkı yoktur.
CK
Okuyucu Sorusu: Sizce ilk yarı ile ikinci yarı arasında Fenerbahçe’deki en büyük fark nedir ? İkinci yarıya 9 puan geride başlamış olmasına rağmen liderden iki puan geride olmasında en büyük etken nedir ? Şampiyon olsa da olmasa da takımda neler değişmeli ve neler kalmalı ? Fenerbahçe’nin şampiyonluk yarışında şansı sizce ne kadardır ?
*** Özel Soru : Bir aksiyon filminden hatırladığınız en güzel ya da en komik anı nedir?
12'YE 5 KALA
Süper Lig’in tabanı sanki daha bir belirlendi gibi ama, tavandaki yarış aynen devam ediyor.
Fenerbahçe, maçın son dakikalarında direkten çok uygun dönen bir top sayesinde, yarışta da direkten dönmüş oldu. Trabzonspor ise, “1 Burak golü = 3 puan” istikrarını bu hafta da sürdürdü.
12’ye 6 kala söylemiştim, “her an her şey olabilir” diye, nitekim öyle de olmakta.
Zirve yarışındakilerin maçlarında, irili ufaklı bir çok hadise yaşandı : Hakem hataları, topun onları sevdiği ve sevmediği anlar, sararan, kızaran oyuncular ve daha niceleri ...
Fenerbahçe – Gaziantepspor maçında, hakem Fenerbahçe’nin hakettiği penaltıyı ya da penaltıları verseydi ne olacaktı, kim bilir !? Belki Alex uzun süredir ilk kez penaltı kaçıracak, bu durum takımının moralini bozacak, Gaziantepspor ise farklı motivasyonla coşacaktı. Belki de kaptan, her zamanki gibi topu ağlara gönderecek ve Fenerbahçe farka gidecekti.
Hakem penaltı çalmadı ve bunlardan hiçbiri olmadı. Peki bu durumda maçın 49. dakikasında Gaziantepsporlu Olcan Adın’ın şutu bir kaç derece açı farkıyla üst kale direğinin alnı yerine altına çarpıp içeri girseydi ne olurdu !? Belki Fenerbahçe dağılır, o fırsattan istifade Gaziantepspor skoru arttırır, belki de Fenerbahçe, bu sezonun ikinci yarısında çok defa yaptığı gibi, golden sonra iyice geriye yaslanabilecek rakibine bir kaç gol atıp maçı lehine çevirebilirdi.
Hele artık maçın sonuna gelmişken, Stoch’un şutu direğin tam da o noktasına değil ama, sadece birkaç milimetre sağına, soluna veya üstüne, altına isabet etseydi acaba ne olurdu !? Belki top farklı sekip taç çizgisine doğru, belki kaleciye, belki de bir başka Gaziantepsporlu’ya doğru yönelirdi. O zaman da Fenerbahçe’nin lider ile puan farkı, 12’ye 5 kala 4 puana çıkmış olurdu.
Aynı şekilde Trabzonspor – Bursaspor maçının 25. dakikasında önce Ozan İpek’in vuruşu kale direği yerine, onun 3-5 parmak altına yönelseydi, sonra da Battala’nın boş kaleye vuruşunda top, Giray’ın mucizevi müdahalesinde ayağını ıskalayıp ağlarla buluşabilseydi ne olurdu !? Ya da Burak’ın gol vuruşundan önce attığı çalımıda, top Bursaspor’un defans oyuncusu İbrahim’in bileğine çarpıp önüne düşmesi yerine, topuğuna çarpıp da arkasına düşseydi !?
İşte bu “olmuşlar olmasaydı ama olmamışlar olsaydı”lardan daha yüzlerce üretebiliriz. Ama olanlar olmuş, olmayanlar olmamıştır, ötesini ise asla bilemeyiz.
İşte biz futbolseverler her hafta sonu, önceden içinde neler olacağını asla bilemeyeceğimiz, çok bilinmeyenli, çok değişkenli, çok ihtimalli doğaçlama bir oyunu izliyoruz. O oyunun adı “futbol” ve futbol’un keyfi de tam orada zaten. Yani “her an herşeyin olabilecek olması”nda...
Sakın unutmayın, futbolda her zaman iyi olan, iyi oynayan, hakkeden kazanır diye bir nitelik, bir kural yok. Maçların sonuçlarını oyunu değerlendiren bir jüri, bir bilirkişi heyeti, bir mahkeme belirlemiyor. Sonucu belirleyenler, haklı veya haksız, şanslı veya şanssız, ama sadece yeşil sahada olanlar, yeşil sahada gerçekleşenlerden ibaret. İşte onlardır ki heyecanımızı artırıyor, adrenalimizi yükseltiyor, bize çeşit çeşit duyguları peşpeşe yaşatıyor.
Şunu da sakın unutmayalım, yeşil sahada gerçekleşmiş olanlar, taraftar olarak bizi mutluluktan göklere de yükseltebileceği gibi, kahırdan yerin dibine de batırabilir. Ama bunların hepsi olacak ki, “futbol” olabilsin. Yoksa “zurnada olduğu gibi”, futbolda da peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtımıza...
Zaten bunların hepsi olsun ki, paylaşımlarımız, anılarımız olabilsin. Yoksa başı sonu önceden belli ve herşeyinin sadece sizin istediğiniz gibi olacağı bir şeyi izlemek istiyorsanız, o zaman bırakın futbol izlemeyi, onun yerine en sevdiğiniz filmi tekrar tekrar oynatıp izleyin canınız sıkıldığında.
Kim bilir daha neler neler olacak önümüzdeki haftalarda !? Bunun heyecanını, paylaşımlarını, keyiflerini yaşayalım hep birlikte. Ama şu somut gerçeği de aklımızdan hiç çıkartmayalım : Şundan veya bundan, şöyle veya böyle, er veya geç testilerden biri kırılacak. Yarışmacılardan biri şampiyon, diğeri ikinci olacak.
Sadece ve sadece sonuca odaklı yaşıyorsanız, bence asla “futbolsever” değilsiniz demektir. Öyle ya, o zaman takımınız şampiyon olmadığı taktirde, bütün sezon izlemiş olduğunuz bunca maçın keyfi, heyecanı, üzüntüsü v.b. çöpe gitmiş demektir sizin için. Oysa ömrümüz oldukça, daha nice maçlar izlemeye, nice heyecanlar yaşamaya devam edeceğiz.
Onun için fazla takmayın kafanızı “illa ki şampiyonluk” diye. Olur ise, kadayıfın bir de kaymağı olur sizin için. Ama kadayıf, kaymak olmasa da güzel. Siz de sırf kaymak uğruna, kadayıfın lezzetini ıskalamayın sakın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



