"Güzel müziği ayırt edemeyen insana, eşek kulağı yakışır" Apollon

19 Mayıs 2011 Perşembe

Konuk Yazar Köşesi : Mert Erkol’dan, “Futbol’un Yalnız Adamları : Kaleciler”

Bu haftaki konuk yazarımız Mert Erkol bizlere, futbol’un yalnız adamlarını, kalecileri anlatıyor. Kendi de “yalnız adam”lığı ilk gençlik yıllarında, Lisesinin takımında yaşamış olan Konuk Yazarımız, zor kararları tek başına almak zorunda kaldığınız anlarda, “penaltı kurtarmak durumunda kalan bir kaleci” olduğumuzu düşünmemizi önerirken, yaşamda “kaleci yalnızlığı” hissettiğimiz anların, hiç de azımsanamayacak kadar fazla olduğunu da hatırlatıyor bizlere.

Mert Erkol’un bloguna şu adresten ulaşabilirsiniz:  http://www.merterkol.com/

Futbolun Yalnız Adamı


Yalnız adam sıfatı bile aslında onları tanımlamaya yeter.

Yaptıkları ile bir maçın tümden kaderini değiştirecek adamdır kaleciler.
Bütün bu yalnızlıkları karşısında kendilerini koruyabilmek ve oyunun kaderini değiştirebilmek için özel bir hak verilmiştir kendilerine : Ellerini kullanabilmek.

Boyutları standart olarak düşünüp 7.32 x 2.44 olarak ele alırsak, 17.86 m2 yi her an beklerler ; Top geçmesin diye.

Bütün maç boyunca dünyaları kurtarmış olsa da, yapacağı tek bir hata her şeyi silip süpüreceği için yalnızdır.
Zordur kalenin önünde durmak, an’ların en kısıtlı olanında bile karar verip vermemek, atlayıp atlamamak, doğru köşeyi seçip seçmemektir. Bu nedenle siyahla beyaz, 1 ve 0 gibidir kalecilik.
Hiç gri renk taşımaz. Ya başarılısınızdır ya başarısız. Defansı iyiydi, ortaydı çok hata yapmadı diye değerlendirebilirsiniz, aynını sahadaki tüm  bloklar için söyleyebilirsiniz. Ama kaleciler için maalesef.
Hatayı ya yapmışsınızdır, bunu tabelada gol olarak görürsünüz, ya da yapmamışsınızdır, “takım halinde başarılıydı” denir.

İşte tam da bu nedenden ötürüdür ki, takımın geride kalan 10 kişisinden daha fazla ve hızlı düşünmek zorundadır kaleci. Arkasında kimse yoktur. Tesadüfler eseri topların çarptığı direkten başka hiç bir şey korumaz onu. Oyunu iyi seyretmek, pozisyonu iyi ölçmek, doğru zamanda doğru yerde olmak, anında en olumlu hamleyi yapmaktır kalecilik. Bu nedenle bir takımı kurarken iyi bir kaleci seçmek, defansı da sağlama almak demektir. İyi bir kaleci, pozisyona sürekli arkadan baktığı için, defansı için de yönlendiricidir çünkü.

Kendimi bildiğim andan beri, neredeyse sahada oynadığım tek pozisyondu kale. Lise son sınıfta, lise takımında, Türkiye yarı finalinde gördüğüm kırmızı karta kadar. O an, aktif kaleciliğimin jubile anıydı, gerisi hep halı saha ! :)

Büyüdüğüm semt İstanbul Kadıköy olunca, zaten bir başka sevdaya kapılma şansınız olamazdı ; bugün 30 lu yaşlarda olanların hatırladığı Yaşar’lı, Önder’li, Cem’li, Müjdat’lı, Selçuk’lu kadrodan itibaren, gözlerim sahada hep “sarı lacivert”e odaklandı.

Yaşar ve Lukovcan gidip Schumacher geldiğinde ise, Yaşar ve Lukovcan’ı örnek almamak gerektiğini anladım. :)

Böylece ilk rol modelimi söylemiş oldum : Tony Schumacher.



İyi bir stili vardı, hırslıydı, köşe seçiminden kalede durduğu yere kadar herşeyi o kadar doğru yapıyordu ki !

Tam Schumacher’in takımdan ayrıldığı dönemler… Türkiye, resmi TRT1’in yanına TRT2’yi de eklemiş, haftanın bir günü Avrupa’dan Futbol yayınlanıyor.

“Celta Vigo kalecisi harika kurtardı” diye bir ses duydum…baktım. Adını daha önce hiç duymadığım bir kaleci.Tam bir çizgi kalecisiydi.

Sonrasında, her hafta özellikle İspanyol ligi maçlarını izlemeye çalıştım. Aslında Real’in altyapısından yetişmişti.
91-94 arası, her sene bir alt sıra takımına yolladılar. 94-98 arası Real kalesinde izlettirdiler. 98’den 2008’e kadar da onu Valencia kalesinde izledik. Dünya kalecileri arasında ilk sıra tercihim, “Santiago Canizares”.


Hazır ilk sıraya Santiago Canizares’i koymuşken, dört iyi kaleci daha ekleyelim ki, “Mert’in ilk 5’ i” ni sunmuş olayım. (Maçlarını televizyondan da olsa, takip etme şansına eriştiklerimi yazıyorum. Yaşım gereği bu şansı bulamadığım, başta Lev Yashin, Gordon Banks, Sepp Maier, Ricardo Zamora, Dino Zoff gibi isimleri bu listeye eklemesem de, saygı ile anıyorum).


 Daha eskiler Lev Yashin’den söz eder ama, izlemek nasip olmamıştı. 1988 Avrupa Şampiyonası ise, dünya vitrinine bir Rus kaleciyi daha sundu, “Rinat Dassaev”.



Dassaev, son derece akıllı bir oyuncu olup, oyunu çok iyi izleyebilen ve etüd edebilen bir yeteneğe sahipti. Bu nedenle hep doğru zamanda, doğru yerde oldu.
 
Edwin Van Der Sar, özellikle cepheden ve yandan gelen toplarda son derece başarılı olduğunu, başarısının gelip geçici değil, her gün daha ileri gideceğini gösteren bir yapıya sahipti. O nedenle de listede yerini üçüncü sıradan alıyor.



Sergio Goycochea, Italia 90’da takımının finale kadar yükselmesinde, en az takımındaki diğer futbolcular kadar başarılıydı. Özellikle penaltı vuruşlarında doğru köşeyi önceden sezebilme yeteneği, takımına finali getirmişti. Final maçının 84 üncü dakikasında, Brehme’nin penaltısında da aslında doğru köşeye atlamış ama, tam köşeye giden topu çıkaramamıştı. Kendisi listemizin dördüncü sırasında yer almakta.



5 inci sırada ise, alan kaleciliğini sevmiyor olmama rağmen, asla görmezden gelemeyeceğim bir ismi eklemek istedim. Profesyonel kalecilik kariyeri boyunca tam 62 GOL ATMIŞ olan bu serbest vuruş ustası olan kaleci, Jose Luis Chilavert’ten başkası değil elbette.



Yukarıda saymış olduğum isimler elbet tamamen kendi düşünce ve görüşlerime göre ele alıp sıraladıklarımdır. Listeyi uzatacak olursak David Seaman, Peter Shilton, Oliver Kahn, Gregory Coupet, Gianluigi Buffon, Michel Preud Homme, Andoni Zubizaretta, Iker Casillas, Sebastian Frey, Francesco Toldo diye devam eder…

Birbirlerinden çok farklı özelliklere sahip olsalar da, yukarıda saydığım kalecilerin tamamı oyunu iyi okuyan, futbolu iyi bilen, topu en kısa ve risksiz şekilde kurtarmayı, mümkünse tutmayı ve oyuna çabuk sokmayı seven kalecilerdir.

Karar anlarında bir çok kriteri değerlendirerek, çoğunlukla doğru seçimi yapan adamların, yani kalecilerin hikayesini anlatmaya çalıştım bu yazıda.

Zor kararları tek başına almak zorunda kaldığınız anlarda, “penaltı kurtarmak durumunda kalan bir kaleci” olduğunuzu düşünün, işe yarayacaktır.

Mert ERKOL

Hiç yorum yok: