"Güzel müziği ayırt edemeyen insana, eşek kulağı yakışır" Apollon

1 Aralık 2010 Çarşamba

“TAKIM" ANALOJİLERİ - 2 : MİRAS EV


Adama miras bahçeli büyük ama eski bir ev ve bankada da bir miktar nakit para kalıyor. Evin içi yılların birikimi eşya ile dolu. Kimileri artık iyice eskimiş, miadını doldurmuş, kimileri bakıma muhtaç, bazıları da iyi durumda. Bahçe yeniden düzenlenmek ve bakım istiyor. Tuvaletlerden biri alaturka, öbürü alafranga. Elektrik ve su tesisatları elden geçirilmek istiyor, son teknolojiye uygun bir alt yapı mevcut değil.

Adam kira evinden buraya taşınacak. Ama kafasında bu evi nasıl düzenleyeceğine dair önceden hazır bir tasarımı ve daha önce de böyle bir ev düzenlemişliği yok.

Nasıl olsa bankada hazır para var. Eşin dostun da dolduruşlarıyla, vitrinlerde görüp özendiği bir takım ithal ev eşyaları ve Çukurcuma’ya gidip bir takım antika mobilyalar alıp eve getirtiyor. Şimdi bunları birbirine uyumlu şekilde yerleştirmek lazım. Ama ne eskilerle yenilerin, ne de son aldıklarının nitelikleri farklı farklı. Onu it, bunu çek, yerlerini değiştir uğraşıları fayda vermiyor.

En iyisi, “bu işlerde yetenekli bir profesyonel bulup işi ona hallettirmek” fikri ile, bir iç mimar buluyor. Mimar evi gezdikten sonra, bu işin hakkıyla yapılabilmesi için, önce temellerden çatıya, tesisatlara kadar alt yapının titizlikle elden geçirilmesi, bu arada iç düzenleme için ihtiyaçlara ve beğenilere göre ortak bir tasarım geliştirilmesi, ondan sonra bahçenin, kapıların, pencerelerin, banyo ve tuvaletlerin, yer döşemelerinin, badana ve boyaların bu tasarıma uygun olarak düzenlenmesi, en son olarak da istenilen kimliğe uygun eşyaların seçilerek yerleştirilmesi, bunun için de eldeki eşyaların bir kısmından vaz geçilmesi ve yeni eşyaların alınması, bunun için de para ve süre gerektiğini söylüyor.

Ama adamın işi acele ; bir an önce bu eve taşınmak istiyor. Mimar’a “kardeşim kış gelmeden sen şimdilik şu evi bu haliyle oturulabilecek bir hale getir, sonra senin dediklerine bakarız” diyor. Mimar, bu işin böyle olmayacağını biliyor ama, o bir profesyonel. O sıralar da işsiz ve paraya ihtiyacı var. İyi bir paraya anlaşıyorlar.
Mimar işe girişiyor ve mümkün olduğu kadar birbirine uyumlu eşyaları seçip, diğerlerini tavanarasına ve garaja kaldırıyor. Eksik kalan yerlere bir kaç yeni eşya da o aldırıyor. Görünüşte, ev oturulacak bir hale geliyor. Adam taşınıyor ve evde yaşamaya başlıyor.

Rahmetli yaşlı idi, hep üşürdü ama ev yazın çok sıcak oluyor. Bankada hala para var. Adam, evin orasına burasına klimalar taktırıyor. Yeni alınan müzik seti, bilgisayar, mikro dalga fırın, başucu lambası v.b. için yeterli priz yok. Oradan oraya kablolar çekiliyor, ilaveler yapılıyor. Ama evde verdiği ilk davette kofra atıyor, karanlıkta kalıyorlar. Ev, bu kadar nüfusa alışık değil ; ikinci davette de tuvalet tıkanıyor, sifon bozuluyor. Bu arada yağmurlar başlayınca, çatıdan sızan sular tavan arasındaki eşyaları ıslatıp bozmaya başlıyor. Olacak gibi değil yani !

Eş dost, kabahati mimara buluyorlar. Adama çok daha yetenekli başka iç mimarları tavsiye ediyorlar. Adam da eskisine parasını ödeyip, yeni iç mimar ile anlaşıyor. Aslında onun söyledikleri de aynı ama, “önce şu kışı en az hasarla atlatalım” fikrinde mutabık kalıyorlar.

Yeni mimar, önce çatının akan yerlerine yama yaptırmakla işe başlıyor. E kışın ortasında çatının radikal tamiri mümkün değil tabii ! Bu arada, önceki mimarın yaptığı bazı düzenlemeler hoşuna gitmiyor. Odalara konmuş bir takım eşyaları garaja kaldırtıp, onların yerine çatı arasındaki bir takım eşyaları koyuyor ve eksik gördüğü yerlere de bir kaç yeni eşya daha aldırtıyor. Bu durumda garaja artık garajda arabaya yer kalmıyor. Adam park yeri bulmak için her gün dakikalarca sokaklarda park yeri arıyor. Her hafta arabasına atılan çizikler artıyor. Bu arada, yağmurlar şiddetlenince, çatıya yapılan yamaların başarısız olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi çatıdan, eskisinden de fazla su sızmaktadır.

Bu mimarla da bu işin başarılamayacağına kanaat getiren adam, yaz gelince onun da parasını ödeyip, işine son veriyor. Artık niyeti, dünyaca ünlü bir mimarı işin başına getirmektir. Nasıl olsa kışa daha çok var. Ama artık bankadaki paralar da suyunu çekmiştir. Kolay elde edilen, kolay riske atılır. Evi ipotek edip, bankadan kredi alıyor. Arabasını garaja sokabilmek için, kendinin de aldıkları dahil, oradaki eşyaları satışa çıkarıyor. Kiminin alıcısı yok, kimi de maliyetinin çok altında fiyatlarla gidiyor. Bu arada da, yeni bulacağı iç mimara ufuk açacağını düşündüğü, kimi kendi beğenisine göre, kimi eşin dostun “kelepir, aman kaçırma” dolduruşlarıyla yeni eşyalar satın alıyor.

Sonunda bulabildiği dünyaca ünlü mimarın, “işine karışmaması, tam yetkili olması, en az 3 yıllık sözleşme, sözleşmesinin erken fesih edilmesi halinde çok yüklü bir tazminat ve rayicinin iki misli üzerinde ücret ödenmesi” koşullarını kabul ederek işe alıyor. Ünlü mimarın yardımcılarına ödeyeceği paralar da ayrı.
Dünyaca ünlü mimar, kafasındaki ön tasarımına uygun bir kaç pahalı eşya ve aksesuarları da adama satın aldırarak beraberinde getiriyor. Ama geldiğinde bir de bakıyor ki, evin durumu hiç de ona anlatıldığı gibi değil. Ev bir yana, evin bulunduğu mahallenin yapısı dahi onun önceki uygulamalarına müsait değil. Mimar henüz çevreyi, evi, adamın karakterini tanımaya çalışırken, önce sonbahar yağmurları, ardından kış gelip bastırıyor. Mimar, hayatında ilk defa gördüğü alaturka tuvaleti algılamaya çalışıp, nasıl çözümler üreteceğini düşünürken, orası ile burası ile oynanıp durmuş sıhhi tesisatın sıhhati iyice bozularak evi pis sular basıyor. Öte yandan, sık sık sigortalar atmaya devam etmekte.

Adamın eşi dostu yine başlıyor dünyaca ünlü mimar için, “bu herifin bir halttan anladığı yok, evi daha da beter etti” diye söylenmeye. Oysa, “herif”in dünya çapında başarıları ve kazandığı ödüller var. Mimar “kardeşim ben sihirbaz değilim, elimde sihirli değnek yok, bu işleri düzeltmek için zamana ihtiyaç var. Sabrınız yoksa, verirsiniz paramı ve tazminatımı, çeker giderim” diye kendini savunuyor. Adam dünya kadar para ödemekten korktuğu için, “yok canım, ben sonuna kadar bu mimarın arkasındayım” diye dirense de, en son kapının kulpu da elinde kaldığında, sıkı bir pazarlık sonucu, üç yılık paralarının tamamını ve tazminatlarının dörtte üçünü ödeyip, ilk baharda dünyaca ünlü mimarı ve yardımcılarını gönderiyor.

Şimdi sıra, evin dış cephelerinin reklam panoları için kiralanıp, bir kısım eşyanın da yine maliyetlerin çok altında satılarak para temin edilmesine, ilave krediler de bulunarak, yeni eşyalar, kelepir antikalar satın alınmasına ve bu işi halledecek bir başka ünlü iç mimar aranmasına gelmiştir ...

Bilmem bu hikaye size tanıdık geldi mi !?

1 yorum:

çiğdem dedi ki...

Vallahii bana cok tanidik geldi bu hikaye, yasadim gibi sankiii. Herzamanki gibi cok guzel anlatmissiniz sevgiliMidas.....