"Güzel müziği ayırt edemeyen insana, eşek kulağı yakışır" Apollon

29 Kasım 2010 Pazartesi

Mavi Hap Mı Kırmızı Hap Mı ?


Hollywood filmlerinde en ilgi çekici hikaye türü felaket sonrası yaşamı anlatanlardır. Nükleer savaş, hastalık salgını ya da doğal felaketten sonra bir avuç hayatta kalan insan yaşam mücadelesi verir. Bir kısmı insanlıktan kopup yaşama devam etmek için ne olursa olsun yaparlar, geri kalanlar ise güçsüz bir şekilde her gün daha kötüye giden yaşam savaşlarında dibe vururlar. Bu tür filmlerin popüler kültürde en çok beğeni toplayanı hiç şüphesiz Matrix filmidir. Hayatından bezmiş ve iş hayatında ezilen Neo’yu gerçek Dünya’ya gözlerini açabilmesi için önüne iki tane hap konur. Gerçekleri görmek için kırmızı hapı, yaşadıklarını unutup normal hayatına dönmesi için ise mavi hap vardır. Pazar akşamı Ali Sami Yen de son defa oynanan derbide, kırmızı hapı içen bir Schuster ve mavi hapı içmekte ısrar eden Galatasaray camiası vardı.

Derbi maçı iki takım için adeta ölüm kalım mücadelesiydi. Sadece şampiyonluk için değil, büyük ihtimalle yönetimlerin uzun vadede kaderlerini belirleyecek bir maçtı. Beşiktaş ile başlarsak Schuster’in en sonunda kırmızı hapı içerek bazı gerçeklerle yüzleştiğini görüyoruz. Mustafa hoca geçen sene bu takıma boşuna sıkı savunma yaptırıp kontra atak futbolu oynatmıyordu. Özellikle Ernst – Fink ikilisi ile güçlü defansif bir orta saha oluştururken, tek eksiği Quaresma ve Guti gibi topu ileriye taşiyacak oyunculara sahip olmamasıydı. Schuster’in Galatasaray karşısında oynattığı futbolu gördükten sonra ne kadar 1960’lardan etkilendiğini gördük. İlk 60 dakika topu kendi sahasında kabul edip Holosko-Tabata-Nobre üçlüsü ile kontra atak futbolu oynatan Schuster, beklediğini daha maçın başında kazandığı penaltı ile buldu. Forvet oyuncuları arasında tek kontra atak futbolu oynayabilen ve Manisaspor’da oynarken bu sistemde oynadığı oyun ile yıldızlaşan Holosko en iyi oyunlarından birini çıkardı. Tabata ve ilk 60 dakika için Nobre bu sistemin en verimsiz oyuncularıydı. Kadrodaki sakatlıklar bahane olabilir fakat A2 takımında oynayan genç dinamik forvet oyuncuları bu sistemde çok daha etkili olabilirdi. Maç boyunca orta sahada adeta duvar görevi gören Aurelio ve kritik dakikalardaki hamlelerle golleri getiren Guti maçın yıldızları arasındaydı. Beşiktaş golü attıktan sonra kalesinde bireysel hatalardan pozisyonlar ve baskı gördü. Aurelio ya da Ernst’in yanında Necip ilk onbirde başlasa ilerde top tutmaktan aciz forvet oyuncularına daha fazla yardım gelebilirdi. Herşeye rağmen Schuster’in kırmızı hapı içip gerçekleri görmesi Kara Kartal’a bir nefes aldırdı ve şampiyonluk yarışını uzaktan da olsa devam ettirdi.

Gerçekleri görmemekte ısrar eden Galatasaray mavi hapı içmekte ısrar ediyor. Hagi’yi ve Tugay’ı eleştirmek çok adil olmaz, fakat görünen tablo sorunun Rijkaard da olmadığını gösteriyor. Galatasaray’ın kadrosu yetersiz olabilir ama en azından az malzemeyle bile karın doyuracak yemekler yapılabilir. Günümüz futbolunun en önemli futbolcuları bek oynayan oyunculardır. Carlos ve Cafu’nun atağa yardım eden bek oyuncuları devrimi günümüzde ciddi anlamda gelişmiş durumda. Evra, Ramos, Alvez ve Maicon gibi oyuncular bir çok önemli maçlarda takımlarının kilit oyuncuları olup galibiyeti getiren isimler oluyorlar. Galatasaray’ın beklerine bakarsak Hakan Balta ve Ali Turan “1960”ların bekleri gibi oynuyorlar. İki oyuncunun stoper mevkiisinde çok daha etkili olacağı kanaatindeyim. Ali Turan Kayseri de uzun seneler alternatif stoper olarak oynadı ve son senesinde sağ bek oynarak etkili performansıyla Galatasaray’a transfer oldu. Bu futbolcunun yarım sezon oynamaması fiziksel gücünü hiç şüphesiz etkilemiş. Fakat büyük takımlarda gereken bek performanısı asla veremiyecek bir oyuncu. Haklı olarak maçtan sonra en çok eleştirilen oyuncu yaptığı penaltı ile Ali Turan’dı, ancak hızlı bir Holosko’nun önünü (özellikle Sabri gibi hızlı bir oyuncu varken) sağ beke Ali Turan’ı koyan zihniyet de aynı şekilde sorgulanmalı. Özellikle birinci yarıya bakılırsa Galatasaray’ın pozisyonlarının çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Galatasaray’ın yakaladığı pozisyonlarda Beşiktaş’ın kalecisi Cenk’in kalede devleşmesi ve kalede adeta Nietzche felsefesi yapması skoru korumak adına en büyük etkenlerden biriydi. Maçın gidişatını gören bir yabancı yorumcu Galatasaray’ın ikinci devre büyük ihtimal beraberliği yakaliyacağını söyleyebilirdi. Fakat Galatasaray’ın sadece 60 dakika futbol oynadığını bilmeyen bu yorumcu büyük bir yanılgıya uğrardı. Takımının her maçta ikinci yarıda oyundan düştüğünü bilen Hagi’nin takıma hamle yapması gerekiyordu fakat yaptığı hamlelere Nietzhe bile anlam veremezdi. Galatasaray da Emre Çolak gibi genç futbolcuların takıma kazandırılması şart. Baros’un takıma dönüşü bir umut versede, bu takıma gençleştirilip Maradona bile gelse kırmızı hapı içmeden bir katkı sağlayamayacaktır..

Üç büyüklerin yaşadığı krizi tek kelimeyle adlandırmak gerekirse, kesinlikle “Ego” diyebiliriz. Yabancı teknik direktörler, yöneticiler ve futbolcular biraz egolarını yenip sorunlara çözüm aradıklarında gereken yerlere en kısa zamanda geleceklerdir. Ancak o zaman, renkli haplar yerine oynanan futbolun kalitesi hakkında konuşabiliriz.

1 yorum:

by yigit dedi ki...

ego olarak tespitini yapmışın hocam yine ellerine sağlık